ZAMAN VE TAKVİM İLİŞKİSİ

0

Zaman kavramı söz konusu olduğunda ilk akla gelen şey gün ay ve yılı gösteren takvimlerdir. Belki de çoğu insanın zamanla olan İlgisi takvim yapraklarındaki rakamlar, burada belirtilen önemli yıl dönümleri, tarihsel olaylar ya da ibadet vakitleridir. Takvim olmadan bireysel ve toplumsal anlamda günlük yaşamın düzenlenmesi mümkün değildir. İnsanlık tarihi boyunca takvim ilkel ya da modern anlamda hep olagelmiştir. Takvim aynı zamanda herhangi bir toplumun kolektif zaman algısını göstermesi bakımından da oldukça önemlidir. Önemli takvimler kendilerine genelde önemli sosyal, kültürel, dinsel olayları başlangıç olarak kabul etmişlerdir (Hicri takvimin Hz. Muhammedin Mekke’den Medine’ye hicretini esas alması, miladi takvimin Hz. İsa’nın doğum gününü başlangıç olarak kabul etmesi vs gibi).

Takvim zaman kavramından hareketle, onun düzenlenmesi ve bu düzenlenme sayesinde de hayatın organizesi İhtiyacından kaynaklanır. Takvim İçin önemli olan temel İlke, zamanın geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman olmak üzere üç perspektife sahip olması ve ikincil olarak da bir başlangıç noktası belirlemesidir. Takvim sayesinde (saati de takvimin ayrılmaz bir parçası olarak düşünürsek) olaylar belirli bir sıraya dizilmekte, saat sayesinde insanın anlık eylemleri kategorize edilmekte, bunların toplamından bir gün içindeki olaylar, günlerden hareketle, aylık olaylar, aylardan hareketle yıllık olaylar, yıllardan hareketle asırlık olaylar, asırdan hareketle bir çağ ile ilgili olaylar ve nihayet bir toplumun tarihi ya da genel anlamda insanlık tarihi ile ilgili olaylar kronolojik anlamda bir sıra ya da düzene sokulmaktadır. Takvim aynı zamanda zamana bir standart kazandırması (böyle bir çabanın felsefi anlamda ne kadar tutarlı ya da mümkün olup olmadığı tartışması bir tarafa bırakılacak olursa) bakımından da önemlidir. Aksi halde insanlar adedince zaman algısı olacağından zamanda birliğin sağlanması mümkün olmayacak, bu mümkün olmayınca da sosyal yaşam imkânsız hale gelecektir. Zamanın başlangıcı (gerçek ya da fiktif anlamda) ve sonu düşüncesi olmaksızın takvim ya da saatin gösterdiği zamanın anlaşılması mümkün değildir. Burada saatin hareketli zamanı, takvimin ise tabiri caiz ise durağan zamanı gösterdiğini söylemek gerekir. Yani 24 saat (saniye, dakika, saat ve toplam 24 saat) geçtikten sonra takvimden ancak ve ancak bir yaprak koparmak mümkündür. Zaman genelde sosyo-kültürel etkileşim sonunda adım adım öğrenilmekte ve diğer öğrenme nesnelerine göre (somut olmadığından) daha zor öğrenilmektedir. Bu öğrenim aslında (yaklaşık 6-7 yaşları civarında zaman algısı aşağı yukarı oluşmaktadır) binlerce yıl ötelerden getirilen ve nesilden nesile aktarılan bir zaman algısının kabul edilmesi ve üstlenilmesidir. (Elias, 1987) Zamanın farklı toplumlarda nasıl algılandığı üzerine araştırmalar yapan Elias, zamanın günümüzdeki algısı ve sembolize ettiği değerin insanlık tarihinin başlangıç dönemlerine göre oldukça farklı olduğu ve zaman kavramının oluşumunun tesadüfi bir şekilde değil, yapısal anlamda en aşağı seviyeden başlayarak gittikçe gelişen ve sonunda yüksek bir seviyeye ulaşması şeklinde ortaya çıktığı vurgusunu yapmaktadır. (Elias)

Takvimsiz bir hayat düşünmek oldukça zordur. Her türlü kitap, ders kitabı, roman, vs. sürekli takvimle ya da genel anlamda zamanla ilişkili olmak zorundadır. Takvim bu anlamda insanlık tarihi açısından insanlığın ilk edinimleri arasında kabul edilir. Ayrıca dinler de (özellikle semavi dinler) takvimi insanlık tarihinin temel belirlenimlerinden biri olarak kabul ederler. Takvimin günümüzdeki anlam ve önemi geçmişe göre çok daha fazladır. Ülkemizde her yıl basan irili ufaklı milyonlarca takvimden bahsetmek mümkündür. İnsanlar bu takvimler sayesinde geçmişi tekrar kurmakta, şimdiyi yaşamakta ve geleceği de planlamaktadır.

Bütün bu belirlenimlerin merkezinde duran takvim nedir? İnsanlar niçin takvime ihtiyaç duyarlar? Takvim olmadan gerçekten günlük ve sosyal yaşam mümkün olmaz mı? Bütün bu sorular aslında bizim sormaya hiç gerek duymadığımız ama cevabı da o kadar kolay olmayan felsefi sorulardır. İlk olarak takvim, aslında matematiksel bir şeydir. Bu matematik sayesinde binlerce yıl öncesi ya da sonrası hesaplanabilmektedir. Takvim temelde astronomik hesaplamaların sonucu olduğundan ve bu hesaplamalar da hemen hemen bütün takvimde gün üzerinde yapıldığından bütün dünya takvimlerinde gün temel unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun dışında ya ayın hareketlerine göre (hicri takvim) ya da güneşin hareketlerine göre takvimler oluşturulmaktadır. Her iki durumda da takvimler doğal zaman akışına göre oluşturulmaktadır. Gün insanlık tarihinde genel anlamda en küçük zaman birimi olarak kabul edilmiştir. Mesela günlerin saate ayrılması görece çok yenidir. Babiller ilk defa günü 12 çift saate bölmüşlerdir. Saatin dakikalara dakikanın saniyelere bölünmesi modern çağın kazanımları arasındadır. Mesela Ortaçağ’da en küçük zaman dilimi 15 dakika olarak kabul edilmekteydi. Dakikaların ve saniyenin kullanımı Yeniçağ ile başlayan bir uygulamadır. Dünyevi gün, dünyanın kendi etrafında 24 saatte dönmesiyle oluşmaktadır. Buna rağmen güneş zamanıyla bizim yaşadığımız günlük zaman arasında her zaman bir uyumun olduğunu söylemek zordur. Bu özellikle topraklan büyük (ABD, Kanada, Avustralya gibi) ülkelerin yaşadığı bir sorundur. Topraklarının bir kısmı bir zaman diliminde diğeri başka bir zaman diliminde olan ülkeler bazen 6-7 saat zaman farkı yaşadıkları gibi, enlem ve boylam farkından dolayı haberleşme, ulaşım vs. gibi alanlarda birden fazla sistem kullanmak zorunda kalmaktadırlar. Bu tip zorlukları aşmak için “dünya zamanı” konsepti geliştirilmiş, boylamlar sayesinde mümkün olan en büyük alanı kapsayacak farklı zaman ayarlamaları yapılmıştır. Bu bağlamda dünya 24 zaman bölgesine ayrılmış ve bölgeler kendi aralarında birer saat aralıklarla farklılaştırılmıştır. İngiltere’deki Greenwich boylamların başlangıç noktası veya güneş saatinin başlangıç merkezi olarak kabul edilmiş, buna göre bazı ülkelerde aynı anda 6 (ABD) ya da 12 (Rusya) farklı zaman bölgesi oluşmuştur. Dünya zaman sistemi kendisini sadece güneş zamanıyla dünya zamanı arasındaki düzenli sapmalara göre yapılandırmadığından Grenwich’ten 12 saat uzaklıkta olan Pasifikte iki farklı gün birbiriyle çakışmaktadır. Mesela Japonya’da takvim Havai’ye göre bir gün daha ilerdedir.miladi
Günlerin toplamından aylar meydana gelmektedir. Aylar daha çok yakın ilgili referans noktasını oluşturmaktadır. Ayın uzunluğu somut ayın durumuna göre değişmektedir (tam ay, yarım ay vs.) ve burada ay ile gün arasındaki sayısal ilişki tek sayılı bir ilişkidir. Buna göre birbirlerini takip eden iki yeni ay arasındaki mesafe ortalama 295 gündür. Yani 12 ay hareketi (veya yeni ay) senelik olarak 354 gün sürmektedir. Bundan dolayı hicri takvim her miladi takvime göre 10 ila 12 gün öne çekilmektedir veya diğer bir ifadeyle miladi takvime göre en az 10 gün daha kısadır. Ay yılı Çin( Çin takvimi astronomik anlamda en keskin ve bugünkü hesaplamalara en yakın olan takvimdir. Sene her biri 29-30 güne ayrılmış olan 12 aydan oluşur ve yıl, 354 ya da 355 günden meydana gelir. 19 senede bir güneş yılı ile ay yılı arasındaki dengeyi sağlamak için 7 artık ay eklenir ), Musevi ve Hıristiyan kültüründe de önemlidir fakat özellikle Hıristiyanlıkta tarih boyunca genel anlamda güneş takvimi kullanılmıştır. Dünyanın ayın ve güneşin etrafında dönmesi ve bu dönme süresinin farklılığından dolayı ay ve güneş takvimi olmak üzere yeryüzünde iki temel takvim çeşidi ortaya çıkmıştır. ( Mayaların takvimi bu bağlamda oldukça ilginç bir örnektir. Mayalar birbirlerine paralel üç ayrı takvim kullanırlar. Bu üç takvim de birbiri içine geçmiş şekildedir. Her biri 20 gün olan ve toplam 13 aydan oluşan ritüel takvimi (Zolkin), 18 ay (her bir ay 20 gün ve artık gün olarak 5 gün eklenmiş şekilde) süren güneş takvimi (Haab), daha büyük zaman dilimlerini ölçmek için 13x20x20 seneden (her bir sene 360 gün olmak üzere) süren oluşan takvim. Sonuncusu güneş takvimine göre yaklaşık 5125 yıla tekabül etmektedir.)

Temelde ay ve güneşin hareketlerine göre takvimlerin ortak özelliklerinden de her bir takvimin kendilerine bir başlangıç noktası tayin etmesidir. Bu noktadan hareketle yıl ve yıllar hesaplanmaktadır. Böyle bir başlangıç noktasının olmadığı yerde herhangi bir yıl hesabı yapmak mümkün değildir. Bu başlangıç noktasının belirlenmesinde tarihsel, kültürel ya da genel anlamda İnsanlık İçin oldukça önemli olaylar kıstas alınmaktadır. Mesela Hıristiyanlar için Hz İsa’nın doğumu ya da hicri takvim için Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicreti 0 noktası kabul edilmiş ve yıllar buradan hareketle sayılmaya başlamıştır. Burada ilginç olan şey, doğumun ya da hicretin astronomiyle doğrudan bir ilgisi olmamasına rağmen takvimlere başlangıç olarak kabul edilmesidir. Batı Ortaçağında ilginç bir husus da dönemsel zamana verilen önemdir. Yani kral ya da kayserin dönemi, kaçıncı Papa dönemi vs. gibi dönem adlandırmaları 17. yüzyılın başlarına kadar Batı’da oldukça yaygın kullanılan bir uygulamadır. Bu bağlamda ortaya çıkan farklı bir uygulama yılın başlangıcıyla ilgili tartışmalardır. Miladi takvimde yeni yıl 1 Ocakta başlarken, hicri takvimde yılbaşı, Zilhicce ayının son gecesini Muharrem ayının birinci gününe bağlayan gecedir. Miladi takvimde yılbaşının 1. Ocak olarak belirlenmesi de ancak 16. yüzyılda mümkün olmuştur.

İnsanlar tarafından yapılan hangi takvim olursa olsun kendi için tam bir kesinlik taşımadığı ve birçok eksiklikler ihtiva ettiği açıktır. Bu takvimler belirlenirken dini, içtimai ve kültürel birçok etken söz konusu olmakta ve toplumsal anlamda farklı ilgilerden etkilenmektedir. Bu bağlamda takvimin doğal (zamansal) periyoduyla tarihsel anlamda gelişen olaylar arasında doğrudan bir nedensellik bağı söz konusu değildir. Takvimin aya mı yoksa güneşe göre mi tespit edileceği meselesi farklı kültürde farklı şekilde çözümlenmiştir. Zaman ve takvim meselesi bir toplumun kendini anlamlandırması ve toplumsal güç bağlamında ortaya çıkan genel bir meseledir.

Bugün gelişmiş takvimlerin kendilerine has bir tarihi olduğu gibi daha önce ortaya çıkan uygarlıklarda bugünle kıyasla oldukça sistematik kabul edilecek takvimler söz konusudur. Mesela Eski Mısır’da (Eski Mısır’da 1 sene her biri 4 ay süren üç ana bölüme ayrılır. Bir sene 12 ay her biri 30 gün olmak üzere toplam 360 günden oluşur. Buna 5 gün ilave edilir. Gerçek güneş senesi Mısır takvime göre 6 saat daha uzundur. Bu durum Mısırlılar tarafından bilinmektedir. Buna karşın onlar bunu bir problem olarak görmemişlerdir. Takvim hesaplamalarından bağımsız olarak Sirus’un (gökyüzünün en parlak yıldızı) döngüsel olarak ortaya çıkması Mısırlılar için oldukça anlamlıdır. Mesela bu yıldız görünmesi Nil’in yakında taşacağını göstermektedir. Mısırlar bu gibi önemli olaylarla takvim arasında doğrudan bir ilişki kurmadıklarından takvimlerini yenileme ihtiyacı da duymamışlardır. )artık yıl uygulaması söz konusudur ki bu uygulama gregoryen takvime J. Cesar’ın yapmış olduğu takvim reformu sayesinde (her dört senede bir 1 artık gün) ancak girebilmiştir. Eski Mısır’ da artık yıl uygulaması M.Ö. 238 yıllarında kral III. Potâlemus tarafından bulunmuş; fakat uygulama imkânı bulamamıştır. Mısır takviminin yanında Babil ve Musevilerin takvimi de gregoryen takvimin öncülleri olarak kabul edilebilir. Musevi takvimine göre (aynen Hıristiyanlıkta olduğu gibi) en önemli zaman birimi haftadır. Haftayı zaman birimi olarak kullanan uygarlık M.Ö 3. yüzyılda Babillilerdir. 7 sayısı ön asya’da kutsal olarak kabul edilir. Babillilerde 1 haftanın da 7 gün olarak kabul edilmesi bu açıdan anlaşılır bir şeydir. Babilliler haftanın yedi gününe çok ilginç bir biçimde 7 gezegenin adını vermişlerdir. Güneş, ay, mars, Merkür, Jüpiter, Venüs ve Satürn. 7 gün hafta anlayışı M.Ö. 3. yüzyılda Museviler (Musevi takviminde 1 sene 12 aydır ve her bir ay bazen 30 bazen de 29 gün sürer. 19 senelik bir periyotta genelde de şubat ayında artık bir ay ortaya çıkar. Musevi takviminde, Musevilik açısından önemli olan dini günlerle güneşin hareketi arasında bir uygunluk kurmaya çalışılmıştır ve bu da takvimi karışık hale getirmiştir. Sene, güneş ve ayın hareketiyle uygunluk göstermek zorunda olduğundan Musevi takvimi ay-güneş senesine göre hesaplanmaktadır. Ay ile güneşin hareketini uyuşturabilmek için iki sene yetmektedir. Musevi takviminde “istisnai durumlar” söz konusudur. Mesela sonbaharda yeni yılın başlangıcı hiçbir zaman pazar, çarşamba ya da cuma günü olmaz. Bu günlere denk gelmesi halinde yeni yıl bir gün geç başlatılır. Bu durumda geçmiş sene 1 gün fazla sürmüş olur. Bu şekilde beş farklı durumdan bahsedilebilir. Bunların hepsine dikkat edildiğinde 6 farklı uzunlukta sene ile karşı karşıya kalırız. Kısalmış genel sene (353 gün), düzenli sene (354 gün), fazla günlü sene (355 gün), kısaltılmış artık (383 gün), düzenli artık yıl (384 gün) ve fazladan artık yıl (385) gün. Bu karışık yapıdan dolayı Musevi takvimi Gregorvan takvime çevrilirken birtakım sorunlarla karşılaşılmaktadır. ) tarafından da kullanılmaya başlanmış, haftanın günleri cumartesiye kadar (Şabat) numaralandırılmıştır. Son bin yılda mevcut takvim sisteminde birçok reform yapılmış, eskiler yenilerle değiştirilmiş, bazen günler eksik kabul edilmiş, bazen artık günler oluşmuş bazen de dönemler farklı ölçütlere göre değerlendirilmiştir. Bu bağlamda sadece hafta zaman birimi kendini hemen hemen bütün takvimlerde korumuştur. Hafta yaklaşık 2000 seneden beri zaman birimi anlamında değişmeden kalabilmiştir.

Takvimler içinde Eski Roma’nın kullanmış olduğu takvim(Eski Roma takvimin başlangıcı olarak Roma’nın kuruluşunu kabul eder. Buna rağmen senelerin sayılması sırasında Roma’nın kurulmasına rakamsal olarak bir değer verilmediğinden dolayı takvimin başlangıç tarihi tam olarak tespit edilememektedir. Eski Roma’da sene isimleri genel olarak o dönemde iktidarda olan kralın ismine atıfla verilmektedir. İlk kez M.Ö. 43 yılında M.T. Varro senelerin, belirlenmiş bir zaman diliminden hareketle sayılması fikrini ortaya atmıştır. Eski Roma takviminde senelik devir genel olarak 2 artık yıl (377 gün) ve iki normal yıl (355 gün) olmak üzere toplam 4 sene olarak hesaplanır. ) de oldukça dikkate değerdir. Bugünkü ölçülere göre oldukça karışık ve uygulanması imkânsız görülse de sistematiği açısından oldukça önemlidir. Eski Roma takvimi ay yılına göre ayarlanır ve sene 10 aya bölünür. Bu takvimdeki ay isimleri, Martius, Aprilis Maius, Junuis, September, Oktober, Novemberi, Januarius ve Februarius’tur. Eski Roma takvimin başlangıç günü 1. Marttır. Marttan hareket ettiğimizde Eylül 7. ay olmaktadır. Diğer ay isimleri tanrı isimleridir. Mesela Januarius iki kafalı ve ikiyüzlü tanrı Janus’tan gelmekte, Junius tanrı’nın annesi olan Janus’tan türetilmiştir. Bugün miladi takvimin temelini oluşturan geregoryan takvimi J. Cesar’ın takvim reformu sayesinde ortaya çıkmıştır. Eski Roma’nın kullandığı takvimin çok karışık olması ve bu karışıklıklardan yararlanan kötü niyetli insanların artması Cesar’ı M.Ö. 46 yılında böyle bir reform yapmak zorunda bırakmıştır. Cesar, takvim reformunu gerçekleştirirken M.Ö. 46 yılını 3 ay daha uzatmak zorunda kalmış ve bu sayede Batı’nın tarihinde en uzun yıl yaşanmıştır (445 gün). Cesar bu reformla yılı 365 gün olarak belirlemiş ve her dört senede bir 1 artık gün o seneye ilave edilmiştir. Bu takvim gerçek güneş yılından 12 dakika daha uzundur. Julius Cesar’ın getirmiş olduğu diğer bir yenilik senenin başlangıcının 1 Marttan 1 Ocağa alınmasıdır. Cesar’ın bu katkılarından dolayı daha önce adı Quintilis olan ay Julius (temmuz) olarak değiştirilmiştir. Cesar’dan sonra gelen Augustus, ağustos ayına adını vermiştir. Kralların adını taşıyan temmuz ve ağustos aylarının eşitlenmesi için Şubat’tan 1 gün alınarak ağustos ayına eklenmiştir. Roma’nın siyasal ve ekonomik hâkimiyetinden dolayı bu takvim Akdeniz havzasında kısa sürede yayılmıştır. Romalıların Hıristiyanlığı kabul etmesinden sonra Konstantin M.S. 312 yılında haftanın günlerini 8’den 7’ye indirmiştir. Musevilerden farklı olarak haftanın başlangıç günü pazar olarak kabul edilmiştir. Bu zamandan beri pazar günleri dirilmenin hatırlanması olarak Hıristiyanların kutsal günü olarak kabul edilmiştir.

İlk dönem kilisesi Julian takvimi kabul etmiştir. MS. 5. yüzyılda Hz. İsa’nın doğumu takvimin ilk yılı olarak ilan edilmiştir. Bu yeni dönem ve takvimin başlangıcı olarak Hz. İsa’nın doğum gününün kabulü M.S. 1000 yılından sonra bütün Avrupa’da kullanılmaya başlanmıştır. Bu yeni uygulamayla eski Roma’da ayların numaralandırılışı ve sırası değişmiş ve 6. yüzyıldan itibaren yeni isimlendirmeye geçilmiştir. Bu takvim esaslı reformunu papa XIII. Gregor zamanında yaşamıştır. Gregoryen takvim reformu Julius Cesar’ın takviminde yapılan hatanın sistematik bir sonucudur. Julian takvimi 356 gün 6 saat sürerken, normal güneş yılı (dünyanın güneş etrafından dönmesi) 365 gün, 5 saat 48 dakika sürmektedir. 12 dakikalık fazlalık çok fazla olmasa da 1500 sene sonunda bu miktar yaklaşık 10 güne denk gelmektedir. Takvim reformunun nedeni bu bir günlük ertelemeden ziyade Ostern bayramının günü ile ilgilidir. İznik konsilinde alınan karara göre Ostern, her senenin bahar başlangıcından sonra ayın tam ay olarak görülmesini takip eden ilk pazardır. Bahar başlangıcı 21 Mart olarak kabul edildiğinden, buna göre hesaplanan bayram gününde ay gerçekten dolunay haline gelmemekteydi. Bu sebepten dolayı, Katolik kilisesi 1576 yılından takvimin düzeltilmesine çalışmış ve bu çalışmalar 24 Ocak 1582 yılında papa XIII. Gregor zamanında hayata geçirilmiştir. Bu takvimle 1582 yılının ekim ayı mevsimleri eşitlemek için 10 gün kısaltılmış, eski takvimde olan artık yıl uygulaması korunmuştur. Takvimin asıl yeniliği ise Ostern bayramının 22 Mart 25 Nisan aralığı kutlanmasıdır. Bu takvim İspanya, Portekiz, Polonya ve Fransa gibi Katolik ülkelerde hemen kabul edilirken, Protestan ülkelerde ya da Protestan olanlar arasında dirençle karşılanmıştır. Bu direniş uzun yıllar sürmesine karşın, tarihsel gelişim içerisinde çoğu ülke tarafından kabul edilmiştir. İngiltere 1752, İsveç 1844, Japonya 1873, Mısır 1875, Rusya 1918, Yunanistan 1924 ve Türkiye 1927 yılında bu takvimi kabul etmiştir. Yeryüzünde gregoryen takviminden daha başarılı bir takvim bulmak mümkün değildir. Şu anda dünyanın hemen hemen hepsinde (Bu takvimin dışında Çinlilerin kendine has bir takvimleri vardır. İki takvimi birden kullanmaktadırlar. Bunun dışında Budistlerin kullandığı takvim (yıl 12 aydan, aylar 29-30 günden oluşur, 19 senede bir 7 ay ekleme yapılır), Kıpti takvimi; daha çok Etiyopya’da kullanılır (yıl 12 ay, ay 30 gündür, artık yıl vardır), İran takvimi; (yıl 12 aydır İlk 6 ay 31 gün, takip eden 5 ay 30 gün ve son ay 29-30 gün sürer), Bahai takvimi (yıl her biri 19 gün olan 19 aydır, 18.aydan sonra 4 gün artık gün eklenir).) bu takvim kullanılmaktadır. Bu takvim uluslararası ilişkiler, ticaret, kültür ve sanat faaliyetlerinin ortak takvimi haline gelmiştir. Buna rağmen bu takvim çeşitli eleştirilere de uğramıştır. Ayların, mevsimlerin eşit olmamasından dolayı istatistiksel anlamda sıkıntılar ortaya çıkmaktadır. Bir ay içinde haftaların durumları sabit olmadığından haftalar başka aylara, ay yıla sarkmaktadır. İsa’dan (milattan) önce ve ya da milattan sonra tabirleri sorunludur çünkü 0 diye bir sene yoktur. Bunun dışında bu takvime göre yapılan tatil günlerinin çok çeşitli olması (gerçi bu sadece takvime dayandırılamaz) global düzeyde (daha çok ekonomik anlamda) bir birliğin ortaya çıkmasını engellemektedir. Özellikle dini bayram günlerinin yurt dışında yaşayan azınlıklar bağlamında çok daha fazla problem teşkil ettiği bilinen bir gerçektir. Avrupa’da yaşayan Türklerin dini ve milli tatil günleri bir iki ülke hariç resmi tatil olarak kabul edilmemektedir. Dolayısıyla çalışmak zorunda olan insanlar senede İki kez yaşadıkları dini bayramları gereğince idrak edememektedirler. Bu bağlamda Batı’da bu meselenin çözümü bağlamında hiçbir çabanın olmaması da gerçekten dikkate şayan bir durumdur.
Birinci dünya savaşı sıralarında bütün dünyada geçerli olmak üzere bir “dünya takvimi” hazırlanması çalışmaları başlamış, çeşitli ülkelerde bununla ilgili dernekler kurulmuş, milletler arası komite bu konuyla İlgili birkaç toplantı yapmış fakat II. Dünya savaşının çıkmasıyla bu çalışmalar yarıda kalmıştır. II. Dünya savaş sonrasında BM tekrar bir komisyon kurarak böyle bir takvim hazırlığına girmiş, 1954 yılında yapılan oylamada böyle bir takvimin yürürlüğe girmesi reddedilmiştir. Bu reddin ana nedenlerinden biri başta USA olmak üzere, Vatikan ve Vatikan’a bağlı ülkeler bunu destekleyici bir tavır almamalarıdır. Bundan dolayı 1960’tan itibaren bu konu BM gündeminden düşmüş ve bugüne kadar da gündeme getirilmemiştir. Böyle bir takvimin uygulanabilmesi her şeyden önce yeryüzündeki bütün devletlerin bu takvimi uygulamayı kabul etmelerine bağlıdır. Böyle bir şeyin gerçekleşmesi oldukça güçtür. (Bu güçlük takvime göre çok küçük değişiklik olmasına rağmen “yaz saati” uygulamasında kendisini açıkça göstermektedir. Yaz saati uygulaması ilk olarak 1916’da enerji tasarrufu bağlamında Almanya ve Avusturya’da uygulanmıştır. Bunu Fransa, İtalya, Belçika, Danimarka ve Türkiye izlemiştir, I. Dünya savaşından sonra Almanya bu uygulamadan vazgeçmiştir fakat II. Dünya savaş sırasında yaz saati uygulamasına tekrar geçilmiştir. Hatta Sovyetlerin işgali altındaki Doğu Almanya’da saatler 2 saat geri alınmıştır.1947 yılında bu iki saat geriye alma uygulaması bütün Almanya’da ilk ve son kez uygulanmıştır. Yaz saati uygulaması 1980’li yıllarda tekrar uygulanmaya konmuştur. Diğer ülkeler bu bağlamda oldukça farklı uygulamalara yönelmişlerdir, ilk olarak 1966 yılında Avrupa genelinde yaz saat uygulamasının başlangıç ve bitişinde bir birlik görülmüştür. Avrupa ve çevresindeki ülkeler dışında yaz saati uygulamasına dünyanın diğer yerlerinde rastlanmamaktadır. Türkiye de enerji tasarrufuna çok fazla katkısı olmadığından dolayı (yine diğer Avrupa ülkeleriyle birlikte) 2013’te bu uygulamadan vazgeçeceğini açıklamıştır.) Yeryüzünde tatil günlerini denk düşürmek amaçlı olan böyle bir çabanın başarıya ulaşamamasının diğer bir sebebi de farklı ülkelerin dini ve milli bayramlarının farklı günlerde olmasıdır. Müslümanların Ramazan bayramı Hıristiyan bir ülkede neden olmak zorundadır veya tam tersi Noel ya da yılbaşı Müslüman bir ülkede neden tatil olmak zorundadır? (gerçi bizde 1 Ocağın resmi tatil olduğu ya da 31 Aralık öğleden sonra tatil olması gerçekten hayrete değerdir ve bunun mantıklı bir cevabı yoktur. Pek yakında Ostern tatilinin de kabul edildiğini duyarsak şaşırmayız. Bugünler genel anlamda kesinlikle tatil olmamalı, Hıristiyan vatandaşların için isteyenlere (memur vs.) o gün izin verilmelidir). Mesela Almanya’da 3,5 milyonu Türk olmak üzere 8 milyon yabancı yaşamasına rağmen (Museviler hariç) diğerlerinin milli ve dini bayramları resmi tatil günü (sadece Türkler ya da diğer yabancılar için) olarak kabul edilmemektedir. Burada tatil günleriyle normal olarak bir haftanın tatil günlerini (Müslümanlar için Cuma, Hıristiyanlar için Pazar ve Museviler için Cumartesi) birbirinden ayırmak gerekir.” Devlet bu tür günleri tatil olarak kabul etsin ya da etmesin, insanların zihinlerinde ve onların kültürel davranış kodlarında bugünler tatil olarak kabul edilir. Belki inanan insanlar İçin tatil kelimesinden ziyade “kutsal” kelimesini kullanmak daha doğru olur. Bu özellikle kutsal kabul ettikleri cumanın tatil olmadığı Türk insanı için geçerli bir durumdur.

Resmi tatil günleri sadece dini günlerle sınırlı değildir. Milli bayramlar, uluslararası bayramlar (işçi bayramı), ülkenin bağımsızlığı için verdiği mücadele günlerinin bayram olarak ilanı, ülkenin siyasi tarihinde belirli günlerin kutlanması vs. gibi daha birçok tatil gününde bahsetmek mümkündür. Bunun yanında özellikle az gelişmiş ülkelerde toplumsal açıdan oldukça önemli görülen olaylarda sonra tatil ilan edilme durumu da oldukça sık bir biçimde yaşanmaktadır (mesela kral ya da kraliçenin evlenmesi, büyük bir spor başarısı vs. gibi). Bu tatillerin yanında yıl içinde belirli günlerde kutlanan ve hiçte masum olmayan özel günlerin varlığı da bir gerçektir. Bugün bu tür kutlamalar kapitalizmin bir tuzağı olarak maalesef insanlara yutturulmaktadır. Sevgililer günü (14 Şubatın Hıristiyanlar için aziz Valentinle olan ilgisi, aslında dini bir anlamı olan bir olayın, seküler hale getirilerek bütün dünyaya çok masum bir gerekçeyle Hıristiyanlar için kutsal bir gün olan o günün, bir anlamda bütün dünyada kutlanmasına sebep olmak vs. gibi), anneler günü (normal bir insan için anne sevgisi sadece bir güne sığdırılabilinir mi?), babalar günü vs. gibi birçok özel gün tabiri caiz ise “uydurulmuştur”tur. İlginç olan çeşitli ve haklı gerekçelerle bu tür günleri anlamsız bulan kişilerin nerdeyse ayıplanmasıdır. Çok şükür ki bu tür günler en azından resmi tatil günleri değildir. Bu eğilim bu hızla giderse yakında bugünlerin de resmi tatil günü olduğunu görebiliriz.

Yeryüzünde mevcut olan ülkelerde dini ve milli sayısız oranda tatil günleri olmasına rağmen uluslararası, bütün ülkelerde ortaklaşa kabul edilen hiçbir tatil (resmi ya da özel) günü yoktur. BM’nin evrensel olarak kabul ettiği çeşitli günler de yine tatil günü olarak kabul edilmemekte, bazı ülkeler bununla ilgili ya bildiri yayınlamakta ya da oldukça sınırlı bir biçimde bugünün anısına bir şeyler yapmaktadırlar. Bırakın dünyayı mesela Avrupa Birliği ülkeleri içinde bile ortak bir tatil günü yoktur. Müslüman ülkelerde aslında dini günlerin ortak tatil günleri olması gerekirken birtakım anlamsız çekişmeler yüzünden Ramazan ayına bir gün (genelde) erken başlandığından Arap ülkelerinin çoğunda da bayramlar Türkiye ya da diğer İslam ülkeleriyle maalesef (genelde) aynı günde kutlanamamaktadır. Ama en azından dini bayramların 2. ve 3. günleri (veya bir gün sarkmayla) ortak olarak kutlanmaktadır. BM üye ülkelerin (193 ülke) hepsinde ortak olarak kabul edilen tatil gününün olmadığını söylemiştik. Buna rağmen bugün 193 ülkeden 162’sinde her yeni yılın 1 Ocak günü resmi tatil olarak kabul edilmiş durumdadır ve bu anlamda 1 Ocak dünyada en genel anlamda kabul edilmiş tatil günü özelliğine sahiptir. Bu 162 ülke arasında sadece Hıristiyan olanlar yoktur. Rusya’dan Afrika ülkelerine, Türkiye Bahreyn gibi Müslüman Ülkelere kadar farklı kültür ve geleneğe sahip ülkeler tarafından tatil kabul edilmiştir. Genellik açısından ikinci tatil günü 1 Mayıs işçi bayramıdır. Bu bayram yaklaşık 132 ülkede resmi tatildir. Bu bayram başka isim altında olsa bile Vatikan tarafından da kutlanan bir bayramdır. Türkiye’de 1 Mayıs, 2011 yılından itibaren resmi tatil günü olarak ilan edilmiştir. Dini bayramlar içinde en geniş kapsamda tatil günü olarak kabul edilen gün Noel’in birinci günüdür. Bu gün bugün 142 ülkede resmi tatildir. Burma, Mali Nepal, Çad gibi Hıristiyan olmayan ülkelerde de Noel’in birinci günü tatil olarak kabul edilmiştir.

Bütün bu anlatılanlardan açığa çıkan sonuç, takvimin bireysel ve sosyal yaşamı mümkün kılan bir araç olduğu, zamanın en somut anlamda karşımıza takvim sayesinde çıktığı, takvimlerin oluşmasından doğa olaylarının etkili olduğu kadar, kültür, din ve geleneksel toplum yasının da oldukça etkin olduğudur. Takvimler günün şartlarına göre değişime uğrayabilirler fakat bu değişim bugünden yarına olmayıp, uzun yıllar alan değişimlerdir.

 

Prof. Dr. Arslan TOPAKKAYA
Erciyes Üniversitesi Edebiyat Fakültesi

Bu bildiri, Uluslararası İslam Medeniyetinde Zaman Sempozyumunda sunulmuştur.

 

Share.

Yazar Hakkında

Yorum yaz