Müslüman Toplumlarda Bir Medeniyet Kodu Olarak Zaman Tasavvuru

0

MÜSLÜMAN TOPLUMLARDA BİR MEDENİYET KODU OLARAK ZAMAN TASAVVURUNUN YENİ ZAMAN ANLAYIŞLARI VE KÜLTÜRÜ İLE ETKİLEŞİMİ

 Zaman, toplumların ve kültürlerin sosyal düzeni için başvurdukları kültürel bir eksendir. Sosyal gerçekliğin ve düzenin inşası, toplumsal hafızayı, geçmiş ve geleceği belli bir süreklilik çizgisinde tutabilen kolektif mekân ve zaman algısına ihtiyaç duyar. Bu anlamda her medeniyet, kültür ve toplum çevresinin kendi kodlarına uygun bir zaman tasavvuruna ihtiyacı vardır, Modern öncesi kültürler ile modern dünya arasında farklılaşmanın anahtarı zaman bilimindeki değişimdir. Modern zaman bilinci, dakiklik temelinde toplumsal düzeni ve sosyal yaşayışı rasyonel bir ritimde tanımlamaya çalışır. (Elias, 2000)

İslami tasavvur ve tahayyülde zaman algısının, endüstriyel, mekanik zaman darlaşmasına karşı, kozmik âlemle ve insanın doğasıyla ilgili varsayımları temel farklıklardan biridir. Ancak rasyonalizasyonla karakterize edilen zamanın ruhu, öznel, yapısal ve küresel bir zaman pratiğini bütün toplumlara hâkim kılmaktadır ve bu sürecin dışında kalma imkânı da bulunmamaktadır. Bu yazıda, modern sosyal zamanların periferisindeki Müslüman toplumlarda bir zihniyet ve dünya görüşü olarak zaman algısının, toplumsal yaşayışta ne tür çatışmalara meydan verdiği üzerinde durulacaktır. Yine bu süreçte Müslüman zaman tasavvurunun, modern dakiklik bilinci ile yaşadığı diyalektik etkileşimin, hem zaman pratiklerinde hem de buna bağlı hayat anlayışında yansımaları analiz edilecektir.

Müslüman Toplumlarda Sosyal Zamanın Modern Dinamikleri

Sosyal zaman kişiler arası ilişkileri, sosyal ve kültürel faaliyetleri belli semboller üzerinden düzenleyen ortak zaman algısını, hayatın ve kültürün üzerinde uzlaşılmış zamansal kodları ifade eder. Modern insanın günlük zaman tasavvuru ve pratikleri büyük ölçüde çalışma ve iş hayatınca belirlenmektedir. Bir başka deyişle zamansal davranış ve eylemler daha çok sosyal ve ekonomik davranışlarda kendini göstermektedir.

Ancak Müslüman toplumların zaman pratiğinde sosyal hayatın aksine kişisel ve özel hayatta dini ve geleneksel referansların belirlediği bir zamansal tasnif öne geçmektedir. Çelişkili ve çatışmalı bir zaman tasavvuruyla ortaya çıkan bu durum, kültürel dünyamızda çok yönlü bir gerilim etkisi yaratmaktadır. Öte yandan farklı zaman tasavvurları teoride uzlaşmaz görünmesine rağmen, modern ilişkiler ve değerler sistemi toplumsal pratiklerde yeni melez zaman algılarının şekillenmesine yol açmaktadır. Örneğin muhafazakâr ve dindar çevrelerde bir “sermaye” olarak tanımlanması dikkat çekicidir. (Sosyal Zaman ve Din, 2000) Bu tanımlama bir yönüyle zaman algısının dünyevi bir rasyonel bir boyuta taşındığını göstermektedir. Bu düşünceyi destekleyen olgu sermaye kavramının giderek dini bir muhtevayla kullanılmasını ima eder. Bir başka deyişle zaman anlayışını dini inançlarından hareketle tanımlayanlar, modern çalışma koşullarında zamanı verimli kullanmaya çalışanlarla aynı rasyonel zaman pratiğinde buluşmaktadırlar.

Türkiye’de 1980’li yıllar ve sonrası açısından sadece siyasi pratiklerimiz ve sosyal yapımız açısından bir değişimi değil, dini tasavvur ve pratikler bakımından da bir dönüşümü simgeleyen bir eşiktir. Bu bakımdan 2000’li yılları da toplumsal algı ve zihniyetlerin farklılaşması sadedinde bir eşik olarak görebiliriz. Bu dönüşüm evreleri, Türkiye’de dindarların zihniyet ve davranış eğilimlerine de yansıyan bir etkileşim sürecidir. Nitekim konumuz açısından bakıldığında 2000’li yılların dindar Müslümanı da, zamanı daha çok “faydalı bir şekilde değerlendirmek” gibi seküler bir tonda tanımlama eğilimindedir.

Modern dinamikleri içselleştirmiş dindar Müslüman için “zaman” daima “en değerli olup da kıymeti en az bilinen bir şeydir, bu yüzden doğru bir şekilde kullanılmalıdır.” Anlaşılan “zamanı en güzel şekilde değerlendirme”, “onu metodik bir şekilde gözetme”, “makul ve mantıklı bir şekilde kullanma” konusunda bir ihtilaf yoktur. Bununla birlikte zaman pratikleri açısından geleneksel ve modern Müslümanın tavrı farklıdır. Geleneksel dindar için zaman sanki edinilmiş, kendisine bahşedilmiş ve tüketilen bir varlıktır; o adeta ömürden, kendisine verilen ‘mühlet’ten harcamaktadır. Geleneksel dindarın zamanla bu türden ilişkisi, onun daha esnek ve geriye dönük bir yoruma bağlanmasına yol açmaktadır. Ancak modern(ist) dindarlarda ise kazanılmış sermaye tasavvuruna uygun üretici bir zaman perspektifinin vurguları öne çıkmaktadır. Özellikle dindar yönetici bürokratlarda ve dindar orta sınıf meslek sahiplerinde belirginleşen zamanı en verimli şekilde kullanma, doğru değerlendirme, zamanı planlama gibi kararlı ve ısrarlı ifadeler, onların daha çok üretici ve geleceğe dönük bir zaman tasavvuruna yakın olduklarını göstermektedir.

Zamansal Bir Gerilim Ekseni: İş Zamanı-İbadet Zamanı

Modern kent yaşamı içinde yerleşen zamansal ilişki ve pratiklerin rasyonel ve kurumsal organizasyonu Müslüman toplumların günlük sosyal zamanım derinden etkilemektedir. Bu bağlamda örneğin günlük hayatı özgün bir tasnifle bölen “namaz” iki farklı (geleneksel/modern) zaman stratejisinin temel çatışma sebeplerinden birini oluşturmaktadır. Namaz vakitleri özellikle ücretli işçi ve memur gibi mesaili iş düzeni içinde yer alan ve ancak dinî pratikleri yerine getirmek isteyen kişiler için sosyopolitik tartışmaların bir konusu haline gelmektedir. Mesela mesleki açıdan “bürokratik ve organizasyonel işlerde çalışanlar” namazı vaktinde kılmayı istemekle birlikte, bu konuda kurumsal otoriteyle çatışmak eğiliminde değildir. Ancak serbest ve kendi özel işinde çalışanlar bu konuda daha kararlı görünmektedir.

Günlük Hayatta Zaman Pratikleri ve Şimdiki Zamanın Önemi

Günlük hayatta zamana bağlı olarak şekillenen eylemler ya da eylemlerin zamanı, büyük ölçüde modern bireyci ve kurumsal kültürün etkisi altında belirlenmektedir. Bu bakımdan özellikle pratik hayat ilişkilerinde öznel, nesnel ve dinsel zaman pratiklerini uzlaştırma eğilimi dikkat çekmektedir. Örneğin “zamanı çalışma şartlarına, aileme ve ibadetlerime göre ayarlamaya çalışıyorum” ifadesi, nispeten düzenli ve dengeli bir tasnif gibi görünüyor, ancak bu ayrımın nasıl yapıldığı önemlidir. İfadelerden anlaşıldığına göre, zamansal eylemlerin her biri kendi özel kategorisinde gerçekleşmektedir; çalışma zamanı mesai zamanıdır, mesai dışında kalan (akşamları ve hafta sonları) zaman aileye ayrılırken, ibadetler için günlük zaman içinde ayarlamalar yapılmaktadır. Ancak burada ibadetlerin zamanı ile ilgili bir olguya işaret etmekte yarar vardır. Zira modern toplumda ibadetler artık boş zaman etkinliği gibi düşünülmektedir. Diğer yandan bakıldığında bu durum, hayatta Müslüman bireylerin kültürel ritimler ile ekonomik gereklilikleri özenli biçimde bir arada tutma gayretlerini göstermektedir.

Günlük hayat pratiklerinde şimdiki zamanın görece artan bir önemi vardır. Ancak şimdiki zamana yönelik bu ilginin tasavvuf geleneğimizde yer alan “ibn vakt”la bir ilişkisi bulunmamaktadır. İslam kültüründe “ibn vakt” kavrayışı, özellikle Osmanlı örneğinde tarihsel sosyoloji yapan Ülgener’e göre zamanla ilgili esas sorumluluklardan uzaklaşarak sorumsuzca bir haz ve tüketim, kayıtsızlık, geleceği boş verme tarafına kayışı sembolize eder. Ülgener, Osmanlı Ortaçağında zaman bilinci bakımından gelecek kaygısızlığını iktisadî çözülmenin esaslı nedenlerinden birisi olarak görür. Ona göre bu devirdeki “yarınını düşünmeme” şeklinde kendini gösteren zaman kayıtsızlığı, din ve ilahiyat sistemlerinin de takviyesiyle perçinlenen bir kabul olmuştur. (Ülgener, 1981) Öte yandan günlük hayat pratikleri geçmiş ve gelecek zamanın ötesinde şimdiki zamanın daha önemsendiğini göstermektedir. “Şimdiki zamanı” zamanın diğer boyut ve birimlerinden kopuk ve aşırı bir şekilde önemseme tutumunu, zamanı nicel bir değere dönüştüren ve dakikliği öne çıkaran modern hayat tarzının bir sonucu olarak görmek mümkündür. Ancak sadece bu gösterge tek başına tanımlayıcı değildir, bu tavrın geleneksel, muhafazakâr ve dindar çevrelerde de yaygın biçimde benimsendiği göz önünde tutulduğunda, onun daha çok hayata aktivist bir şekilde katılma eğilimlerini de yansıttığını söylemek mümkündür.

Zamanın Anlamında Değişme ve Öznel Zaman Algıları

Müslüman kültüründe gündelik hayatın zamana yayılmış belli ritüelleri ve ibadetleri belli ölçüde bir zamansal düzeni ima eder. Geleneksel kültürlerde zamanın rutin döngüleri esas olsa da insan hayatının özel anlarını ifade eden bazı geçiş evreleri vardır. Bu evreler bir bakıma anlamlı zamanları temsil eder. Ancak anlamlı zaman algısı modern toplum hayatında giderek daha farklı bir içerik ve incelik kazanmış, bu bakımdan hatta öznelleşmiş bir zaman algısıdır. Sosyal zaman araştırmalarında anlamlı zaman algısı ya da değerlendirmesi hem bu öznelleşmeyi hem de kültürel bazı değişmeler için önemli bir değişime işaret eder. Bizim araştırmamızda anlamlı zaman tasavvurunun “anlamlı zaman-üretim zamanı” olarak tasvir edildiğini görmek ilginç olmuştur. Bu çerçevede üretime ve çalışma ahlakına atfedilen önem, zamanı en yüksek verimi alacak şekilde kullanma eğilimi, kaderci, kanaatkâr ve münzevi din anlayışına aykırı bir aktivist dindarlıkla ilgili olup, farklı olgular olsa da bize Tanrı’nın inayetine mazhar olduğunu ispatlamak için kendini işine ve mesleğine veren Kalvenistleri hatırlatmaktadır.

Zaman Planlaması Yapmanın Zorluğu Nesneldir

Müslüman kültürlerde zaman planlamasının esnekliği ve genişliğine dair çok genel bir kabul vardır. Bu yorumun temelinde her ne kadar oryantalist bir bakış açısının etkisi varsa da kültürel ve dini sosyal hayatın temelinde acele etmeyi, dakikliği önemsizleştiren motiflerin ağırlıklı olarak yer aldığını söylemek mümkündür. Bizim çalışmamızda kişilerin zaman planlaması tutumlarına yönelik tespitler, bu konuda bazı değişimlerin ya da farklılıkların olduğunu göstermektedir. Nitekim dindar kişilerde bir zaman planlaması anlayışı olduğu ancak toplumda zaman düzeninin iyi işlememesinden dolayı kendilerinin de bundan vazgeçmek zorunda kaldıklarını ifade etmeleri bu duruma işaret etmektedir. Bir başka deyişle sosyal düzenin ve kurumların planlamaya sadık kalmadığı yerde bireysel dakiklik ve planlar tutmamaktadır. Burada sosyal ilişkilerdeki zaman kullanımının bir dakiklik ve randevu düzeninden ziyade, son derece esnek ve kişiselliğe bağlı bir belirsizlik içindeki işleyişi dikkat çekmektedir. Müslüman kültürlerde, bireysel dakikliğin gelişimi söz konusu olsa da bu olgu kültürel anlamda karşılık bulamamaktadır.

Sosyal Katmanların Zamanı Ya Da Tabakalaşan Zaman

Her kültürün ya da toplumun kendine özgü bir zaman dünyası ya da kendi sosyo-kültürel ekseninde geliştirdiği bir zaman tasavvuru ve pratiği olduğu gibi, bir toplum içindeki kategorilere göre de değişen zamanlar bulunmaktadır. Bu çerçevede sosyal katmanlara ya da tabakalara özgü zamansal ilişki ve tavırların yansıması sayılabilecek bazı göstergelere işaret etmek mümkündür. Her şeyden önce modern çalışma hayatı ve onun gerektirdiği iş bölümü düzeni kişilerin sosyal ilişki ve hareketliliklerinde işe özgü bir ritmimg_5166e göre davranmalarını gerektirmektedir. Teknik, eğitimsel, akademik, bürokratik işler, büyük ölçekli şirket ve işletmeler zamanla yarışan bir personel tipi istemektedir, ancak refah ve gelir düzeyinin artması bazıları için daha fazla boş zamanın ortaya çıkması anlamına gelmektedir. Modernleşme sürecindeki Müslüman toplumların zaman pratikleri, modern bürokratik ve kurumsal Batılı sosyal sistemin aksine, gelenekle modernlik arasında değişen ara formlar üretmiştir. Kentsel yaşamın resmi kurumlar ve yapılarla uyumlu olduğu yerlerdeki zaman pratikleri ile kişisel ve geleneksel yaşamın sürdüğü çevrelerde süren zamanın ritimleri farklıdır. Bu durum sosyal katmanlar ve tabakalar arasında zamansal bakımdan da bir farklılaşmanın ortaya çıkmasından çok, günlük hayatta hareket edilen sosyal çevreye göre sosyal zamanın değişmesi anlamına gelmektedir.

Boş Zamanları Değerlendirme Ya Da Serbest Zaman Tutumları

Boş zamanlar olgusu modern kentsel yaşamın ve bürokratik kurumsal hayatın ortaya çıkardığı yeni bir durumdur. Mesleki uzmanlaşma ile çalışma hayatının zaman içinde düzene girmesi, bireysel, sosyal ve kültürel etkinlikler için kurumsallaşmış boş zamanı karşımıza çıkarmaktadır. Modern toplumda boş zamanları değerlendirme kurumunun içeriğini ve biçimini daha çok kapitalist piyasa belirlemektedir. Geleneksel düşünce ve yaşam tarzının modern boş zamanları değerlendirme etkinlikleriyle ilişkisi çoğu zaman mesafeli ve eklektik bir çizgiye sahiptir.

Kendini dindar olarak tanımlayan kişilerde “boş zaman” olgusu, kapitalist kültürün ortaya çıkardığı kurumsal bir boyut olmaktan ziyade, gereğince değerlendirilemediği için “boşa geçen, yaratıcıdan ve kulluk görevlerinden uzak geçirilen bir gaflet anı” gibi görülmektedir.

Hatta bu eğilim boş zaman kavramını şekiller veya din dışı bir olgu olarak tanımlama eğilimindedir, Bir başka yönüyle bu ifadelerde modern toplumun boş zamanları kullanma tutumlarına yönelik bir tepkiyi de okumak mümkündür. Zira modern kültür içinde boş zamanlar, insanları belli dünyevî etkinliklerle meşgul eden tüketime yönelik bir endüstrinin doldurduğu alan olarak görünmektedir. Bununla birlikte boş zamanın değerlendirme etkinlikleri arasında inanç turizminin, dinî ve kültürel nitelikli seyahatin giderek genişleyen bir ilginin odağında yer aldığı da göz ardı edilmemelidir. Boş zamanları değerlendirme endüstrisi, artık her sosyal katmandan insanları içine alacak şekilde çalışmaktadır.

Zaman Kaybetme ve Zaman Baskısı; Vakit Nakit Midir?

Geleneksel toplumlarda işlerin ekonomik değer ifade eden belli bir sürede yetiştirilmesi ve dolayısıyla bir zaman baskısı söz konusu değildir. Oysa modern bireyin zaman kullanımıyla ilgili en önemli sorunu kendisini daima bir zaman baskısı altında hissetmesi olarak öne çıkmaktadır. Bu bağlamda zaman baskısı kişilerin en büyük stres kaynaklarından birisi olarak ifade edilmektedir. Özellikle mesai düzeninde çalışanlar için verilen işleri zamanında yetiştirmek, zamanında karar vermek ve iş takibi yapmak gibi yükümlülükler ister istemez bir endişe ve gerilim sebebi olmaktadır. Buna göre hissedilen ya da yaşanan zaman baskısının özellikle meslekî farklılaşmaya göre değiştiği anlaşılmaktadır.

Zamanı nakte çeviren modern, seküler kültüre karşılık, dinî dil ve dünya görüşü içinde de vakit, Yaratıcının rızasını ve ahireti kazanmada yüksek bir değere sahip olarak kullanılabilmektedir. Din dilinde, bugünün işini yarına bırakmama, kulluk görevlerini aksatmama, vakitli ibadet yükümlülüklerini yerine getirme, zaman emanetini en iyi şekilde kullanma gibi tutum ve davranışları vurgulayan kavramların sembolizmiyle “vakit nakittir” diyen seküler-rasyonel ekonomik davranışın sembolizmini ayırt etmek zordur. Yine de, zamanı rasyonel kullanmanın dini motifleri giderek daha fazla öne çıkmakta, bu-dünyacı dindarlığın bir göstergesi olarak modern Müslüman kültüründeki yerini almaya başlamaktadır.

Geleneğin Zamanı: Sosyal Zamanın Kültürel Arkaplanı

Dinî algılamada ve geleneksel yorumda zamanın akışı, insanî faaliyet ve etkiye açık olmaktan daha çok kültürel ve kutsal müdahale alanına bırakılmıştır. Modern toplumun sanayi kentinde ise zaman, kurumlaşmış sosyal hayatın ve bürokratik sistemin işleyişine göre şekillenir. Bu noktada bazı geleneksel ve dinsel zaman sembollerinin modern zaman kullanımıyla çatışmalı bir ilişkiye girmekten ziyade, zamanın formunda ve anlamında değişiklikler yaparak varlığını sürdürdüğü gözlenmiştir.

Öte yandan geleneksel Müslüman kültüründe rastlanmayan yaş günü, doğum günü, evlilik yıldönümü gibi hayatın belli dönemlerine özgü kutlamaların da bu süreçte dönüştürülerek içselleştirilmiş zamansal eylemler olarak yerini aldığı görülmektedir. Kutsal gün ve geceler ise kendilerine özgü zamanlarında ihya edilmektedir, ancak onların iletişim araçlarıyla daha geniş kitlelere ulaşması, yeni etkinliklerle icra edilmesi ve anlamlarının değişmesi söz konusudur. Peygamberin doğum günü artık sadece geleneksel mevlid kandili ile hatırlanmıyor, buna dini bilgi, sohbet, vaaz, konferans ve dini musiki etkinlikleriyle gelişen “kutlu doğum haftaları” eşlik etmektedir.

 Zaman Kullanma Temelinde İnsanların Kategorize Edilmesi

Zamanı kullanma pratiklerinde meydana gelen farklılıklar çoğu zaman insanlar arasındaki ayrımların belirginleşmesine yardımcı olmaktadır. Ancak geleneksel İslam kültürü ile modernlik arasındaki etkileşimin devam etmesi, toplum yapımızda gelenek ile modernlik arasına çizgilerin tam olarak ayrışmadığını, esasen zamansal anlamda yapılacak ayrımların ve kategorilerin de yetersiz kaldığını gösterir. Yine de modern Müslüman bireyin dakiklik İle modernlik arasındaki ilişkiden hareketle hem dakikliğin kendisine hem de onunla özdeşleşmiş moderniteye karşı mesafeli bir duruşu söz konusudur. Öte yandan modern dünyanın dakiklik kültürünü kendi hayatlarında, davranış ve eylemlerinde içselleştiren Müslüman kişiliklerin, geleneksel dünya görüşünün sakin, kanaatkâr ve mütevazı karakterli insan tipolojisinden uzaklaştığı söylenebilir. Öte yandan dakiklik, kaybetmemeyi, amaca ulaşmak için koşulları harfiyen ve saniyen yerine getirmeyi içermesi anlamında kişiyi elbette bir hırsa itmekte, zamanla yarışa sokmaktadır. Dindar insanın simgesel olarak dakikliğe karşı tereddütlü duruşu, bu türden tutumların dünyevi-seküler bir yönelim olabileceği kabulüyle bağlantılı görünmektedir. Burada gelenekçi ve tepkisel dindarlığın zaman tasavvurlarındaki farklılaşması kayda değerdir.

Nitekim bu eğilim “Müslüman, inançlarına uygun olarak dünya malına sahip olmada iddialı ve hırslı olmadığını, zamanla ilgili pratiklerde de göstermeli, zamanı modern hayatın dinamiklerini ayakta tutan bir mesai düzeninde değil, geleneksel algılama çerçevesi içinde tutmalıdır” ifadesiyle açık hale gelmektedir.

Kısaca modernitenin dinamikleri, zaman anlayışı ve kullanımı bakımından da sorgulanmakta, onun zamansal temellerine itiraz edilmektedir. Buna göre modern bilim ve teknolojinin zamanı olarak ‘dakiklik’, otantik doğanın ve geleneksel toplumun sosyal zamanına tahakkümünü simgelemektedir.

Sosyal Zamanın Çoğullaşması ve Farklı Zaman Disiplinleriyle Karşılaşma

Modern toplumda öğrenilen sosyal zaman pratikleri, kişiye ait olduğu toplumun sosyal ilişki ve süreçlerinde sağlıklı iletişim kurabilmesini temin eder. Ancak küreselleşme olgusu kültürler alanında olduğu gibi farklı sosyal zaman anlayışlarını da çoğullaşma ortamında kişilerin günlük dünyasına soktu. Artık kendi dışında farklı zaman tecrübeleriyle karşılaşma ihtimali geçmişe göre daha yüksek olup bu durum çoğu durumda sosyal sistem açısından da bazı iletişim problemlerine yol açabilmektedir. Özellikle iç ve dış göç süreçlerinde farklı kültürlerin zaman anlayışlarıyla karşılaşılmakta ve bir etkileşim gerçekleşmektedir. Bu durum özellikle Türk dış göç sürecinde başta Almanya olmak üzere çeşitli Batı ülkelerine giden Türk işçilerinin gözlemlerinde dile getirilen bir husus olarak dikkati çeker.

Küreselleşme süreci kültürel, sosyal ve tarihsel farklılıklara dayalı farklı zaman tecrübelerini giderek etkisizleştirmekte, dünyanın zamanı bu süreçte tek tipleşmektedir. Sosyal zamanın çoğullaşması, kültürel farklılıkların izafileşmesi denilen postmodern durumla ilişkilidir. Farklı zaman birimleri ya da tecrübeleri postmodern durumun ruhuna uygun bir şekilde sahneye çıktı, ancak sahnede herhangi bir fonksiyon üstlenmedi. Bir çeşitlilik olarak tanınmakla birlikte, küresel ekonominin ve kapitalist pazarın zamanı genel geçer zaman haline geldi. Modern dünyanın Müslüman kültürlerinde ise zamanın çoğullaşması, farklı zaman pratikleriyle karşılaşma çok yeni bir olgu değildir. Osmanlı takvim kullanımındaki değişime bakılırsa tarihsel süreçte eski Türk zaman ölçülerinden rumi, hicri ve miladi takvimlere geçişlerin gelenek içinde farklı kullanımlara imkân vermesi açısından kayda değer olduğu görülür. Miladi takvimin kabulü modernlikle birlikte artık diğer zaman ölçülerinin etkisizleşmesi, izafileşmesi ve yerelleşmesi sürecini hızlandırmıştır. Modernite İslam’ın zaman ve mekân tasavvurunu dönüştürürken, kendi zaman pratiklerini küresel ölçekte genelleştirmiştir. Bu bakımdan küreselleşmiş bir sosyal zamanın değil ama yerel düzeyde kalmış kültürel çoğulluğundan söz edilebilir. Bir başka deyişle sosyal ve ekonomik hayat daha çok küresel zaman ölçülerine göre işlerken, gündelik hayatta kültürel zaman unsurlarına rastlanabilmektedir.

Sonuç

Sosyal zaman, gündelik hayat içinde toplumsal eylem ve etkileşimlerin zamansal çerçevesini belirleyen bir semboller sistemidir. Toplumsal ve kültürel hayatın imkânı, sosyal eylemlerin mekânsal çevreyle birlikte zamansal bir bağlama da uygun olmasını gerektirmektedir. Sosyal zamanın bütünleştirici rolü, tarihsel ve kültürel unsurlarla birlikte özellikle dini inançlar ve pratiklerle içli dışlıdır.

Sosyal zaman, toplumsal üretim biçimleri veya gelişme tarzlarından etkilenmekle birlikte bu süreç veya yapıların doğrudan bir yansıması olarak da görülmemelidir. Bu noktada dinlerin ve medeniyetlerin de kendilerine özgü bir zaman tasarımları ve yorumları bulunmaktadır. Özgül bir din ve medeniyet dairesine dâhil olan her bir kültür bu genel zaman tasavvurları ve sistemlerini kendi özel tarihsel ve toplumsal dünyalarına değiştirerek aktarabilmektedirler. İslam medeniyet halkasında bulunan Müslüman kültürler, ilişkide oldukları kültürlerin zaman dinamiklerini almakla birlikte, özgül bir medeniyet unsuru olarak İslami zaman tasavvuruna da sahip olmuştur.

Modernlikle birlikte sosyal zamanın simgesi olan “dakiklik”, temelde sanayileşme, kentleşme ve bürokratikleşme ile gelişen modern hayatın ritimlerini karakterize etmektedir. Müslüman kültürlerde gözlemlenen dakikliğe karşı esnek zaman tavrı, bir ölçüde modern zaman kalıpları üzerinden modernitenin yabancılaştırıcı nesnel kültürüne karşı bir tepkiselliği ifade etmektedir. Bir başka deyişle dakikliğe karşı bazen teorik veya bazen de eylemsel boyutta gösterilen refleks, onun üst sistemi olan modernitenin kendisine karşı muhalif duruşla ilgili görünmektedir. Öte yandan Müslüman bir toplumun geleneksel günlük zaman tasnifi ile modern bürokratik ve sanayi kentine özgü çalışma düzeninin zaman pratiği, pek çok günlük sosyal ilişki ve süreçlerde telafi edilebilir gerilimli çatışma noktaları da üretebilmektedir. Bu bakımdan günlük çalışma düzenini ve sosyal eylemleri namaz vakitlerine göre ayarlama talebi ile meslekî konum ve yükümlülüğü esas alarak ibadet vakitleri için dini fıkhî çıkış yolları arama şeklinde belirginleşen kutuplaşmalar, sorunun özel yansımaları olarak göze batmaktadır.

Esasen dindar insanlar da günlük hayatta zaman kullanma biçimleri bakımından modern bireyselleşme ve rasyonelleşme süreçlerinden etkilendiklerini kabullenmektedirler. Ancak özsel olarak kendi dindar kimliklerini dayandırdıkları sosyal dünya ile pratik olarak yaşadıkları seküler sosyal dünyanın zamanı arasındaki çatışma, belli ölçüde hem dinin modernist yorumlarıyla hem de ibadetlerin boş zamanlara çekilen pratiğiyle dengelenmeye çalışılmaktadır.

Modernlikle ilişkide geleneksel dinsel dünyanın zamansal kodları tolere edilebilir bir esnemeye uğrarken, aynı zamanda modern sosyal hayatla ilişkinin de sürdürülebilirliği de teminat altına alınmaktadır. Bu çerçevede hem modern kurumsal hayatın zaman pratiklerine uyum sağlamaya çalışan hem de teorik ve söylemsel boyutta geleneksel dini tasavvurların dünyasına bağlı kalmayı önemseyen bu çelişkili tavır, bütünüyle ne geleneğe ne de moderne ait olan, ancak her ikisinden de özellikler taşıyan özgül bir zihniyetin yansıması olarak anlaşılmalıdır.

Prof. Dr. Celaleddin ÇELİK
Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Bu bildiri, Uluslararası İslam Medeniyetinde Zaman Sempozyumunda sunulmuştur.

Share.

Yazar Hakkında

Yorum yaz